D vitamini ve alerji

Vücudumuzda devamlı bir kimyasal olaylar zinciri süregelmektedir. Yediğimiz gıdaların sindirilmesi, kana karışması, çeşitli organlara gidip oraları beslemesi, atıkların oluşması, bunların toplanması, atılması. Birbiri ile sonsuz uyum içinde çalışan mükemmel bir fabrika gibi… Bu olaylar, çocukların büyümesini, büyüklerin sağlıklı yaşamasını sağlar. Bu düzenin sağlıklı devamı, dengeli bir beslenme ile gerçekleşir. Alınan dengeli oranlardaki protein, karbohidrat ve yağ içerikli besinler, birbiri ile birleştirilerek vücuda uygun hale getirilir. İşte bu birbiri ile birleştirme aşamasında vitaminler devreye girer. Temel maddelerin olduğu ortamda yardımcı olarak görev yaparlar. Pek çok kişinin yanlış bildiği şekilde vitaminler beslenmeyi sağlamaz; alınan besinlerin işlenmesine yardım eder. Yemek yaparken yemeğe lezzet katan tuz, biber gibi çeşni görevi görür.

Vitaminlerin de vücuttaki belli organlarda iş yükü paylaşımı söz konusudur. Örneğin B vitamini, siniri sistemi ve kan yapımında daha aktif görev görür. C vitamini, enfeksiyonlara direnci artırır. Konumuz olan D vitamini de ağırlıklı olarak iskelet sistemi; yani kemiklerin sağlığında ana görev görür.

D vitamini, yağda eriyen vitaminlerdendir. Suda eriyen vitaminlerde olduğu gibi fazlası vücuttan idrarla atılamaz; depolanır. Fazlasının kendine göre zararları vardır. Az tuz yemeğe lezzet katar; çok tuzlu yemeği ise yiyemezsiniz. Dengesi önemlidir.

Hayatın ilk 1 yılında, beslenme esas olarak anne sütüne bağımlıdır. Bebeğin hareketi ve direkt güneş ışınlarıyla karşılaşması da kısıtlı olduğu için bütün yük anne sütüne düşer. Anne sütündeki D vitamini ise bebeğin ihtiyacını karşılamada yetersiz kalır. Hele annenin kendisinde D vitamini eksikliği varsa, bu yetersizlik iyice belirginleşir. Bu nedenle de özellikle ilk 1 yaşta bebeğin günlük D vitamin ihtiyacı damla olarak eklenir. Kemik gelişiminin oldukça hızlı olduğu; henüz kıkırdak aşamasında olan iskeletin kemikleşmeye geçişi bu dönemlerdedir. Bu aşamada D vitamini eksikliği; kemiklerin yetersiz, eğri büğrü oluşmasına yol açar. Bütün iç organların yerleştiği kemik çatının bozuklukları içindeki bütün iç organları ve onların fonksiyonlarını etkiler. İlk 1 yaş boyunca ortalama günde 400 ünite kadar D vitamini desteği çok önemlidir.

Daha sonraki yaşlarda D vitamini vücutta kendi yapılır. Alınan gıdalardaki kolesterol ana madde olarak kullanılır, deriye ulaşan güneş ışınları bunları işler; böbrek ve karaciğerin de yardımı ile aktif D vitamini yapıp ihtiyacını karşılar. Ya yeterli ana madde oluşacak gıda alım yetersizliği ile ya da derinin direkt güneş ışığını yeterince alamaması sonucu ise D vitamini eksikliği gelişir. Yanlış yapılan diyetler, özellikle hanımların giyinme alışkanlıklarına bağlı vücudun yeterli güneş görmemesi sonucu her yaşta D vitamini eksikliği olabilir. Bizim ülkemizde de gerek kadınlarda, gerek erkeklerde D vitamini eksikliği sanıldığından çok daha fazladır. Bir Akdeniz ülkesi olan ülkemizdeki bol güneşten yeterince yararlanamıyoruz.

Başta dedim ki; D vitamini eksikliği , kemik ve iç organları etkileyen sorunlara yol açabilir. İşte solunum sistemi de bundan payını alıyor. Allerjik hastalıklarda da D vitamini ile ilişkiler bulunmuştur. Yapılan pek çok çalışmada, D vitamini eksikliği ve bunun derecesine bağlı olarak astım görülmekte veya şiddeti artmaktadır. Sadece astım değil, egzema, alerjik nezle gibi diğer alerjik hastalıkların da D vitamini eksikliği ile ilişkisi vardır. Sadece eksik olan D vitaminini tamamlamakla astım kontrolüne büyük katkılar sağlanabilir.

D vitamini, güneş ışınlarının çok yatık geldiği sabah erken veya akşam geç saatlerde üretilemez. Daha dik geldiği öğle civarındaki ışınlar daha etkilidir. Bunun için güneş altına yatıp uzanmak gerekmez. Kollar, bacaklar gibi açık olan vücut yüzeyleri de yeterli olabilir. Sadece D vitaminini değil; bütün vitaminleri doğal yollardan, gıdalardan almak en doğrusudur. Pek çok annenin yanlış alışkanlıkları olan hadi bir de vitamin verelim yaklaşımı doğru değildir. Neyse ki ilaç olarak verilen vitaminlere bağlı yüksek doz yan etkileri kolay kolay oluşmuyor. Yine de doktorunuza danışmadan çocuğunuza devamlı vitaminler, balık yağları, bitkisel diyerek zararsız olduğu sanılan ilaçları vermeyin.

Son yıllarda kanserojen etki riski ile güneş ışınlarından aşırı sakınmak da söz konusudur. Güneşten koruyucu kremler çok yaygın kullanılmaktadır. O zaman da D vitamini eksikliğine zemin hazırlamaktadır. Peki ne yapalım? Hem kanserojen ışınlardan korunun diyorsunuz, hem güneş ışınları faydalı diyorsunuz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da denge önemli. Hiçbir kısmını abartmadan; hem güneşlenelim, hem de aşırıya kaçmadan korunalım. Medyada gördüğümüz bazı kişiler gibi yaz boyu deniz kenarındaki şezlonga uzanıp yarı zenci kıvama gelene kadar karamak da doğru değil, ellerini kapatmak için eldiven , yüzünü kapatmak için peçe takacak kadar aşısı sakınmak da doğru değil.

Çocuklar, içlerinden gelen dürtülerle en doğruya ulaşır. Eskiden çocuklar sokaklarda daha doğrusu açık havada oynarken bu sorun bu kadar yoktu. Şimdi kapalı ortamda, bilgisayar ve benzeri elektronik oyunların başında, güneşle tanışmadan yaşadıkları için D vitamini eksikliği de çocuklar arasında çok yaygın görülmekte.

Benim önerim, en azından çocuklarımıza herhangi bir nedenle kan tahlili yaptırmak gerekirse, bir de kandan D vitamini düzeyi baktırıp, eksiklik varsa doktoruna danışarak tamamlanmasını sağlayın.

Kaynak: buhaberi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir